Positivism

Yazan : Şadi Evren ŞEKER

Pozitivizm bilimsel bir akımdır ve bilginin kökeni 5 duyu ile algılanabilen ve deneylerle sınanabilen somut olgulara dayandırır. Buna göre bilimsel bilginin (scientific knowledge) tek doğru olduğu kabul edilir. Bilim dışındaki kaynaklardan gelen bilgilerin doğru kabul edilmesi, pozitivist bakış açısına göre hata olur.  Örneğin, hissi bazı bilgiler, din kaynaklı bilgiler, metafiziksel bilgiler gibi bilgileri pozitivist yaklaşım, deneyler ve 5 duyu ile temellendiremediği durumlarda ret eder. Diğer bir deyişle, bilginin sınanabilir ve doğrulanabilir olması gerekir ve bu tip bilgilere de deneysel kanıt (eprical evidence) ismi verilir.

Tarihsel sürece bakıldığında, pozitivist bilim yaklaşımı, zaman zaman ismi konmadan gündeme gelmiş olsa da, günümüzdeki halini 19. Yüzyılda, bir sosyolojist olan Auguste Comte tarafından almıştır. Comte’nin görüşüne göre, sosyal olaylar da, yerçekimi veya diğer bilimsel olaylar gibi kesin kurallara bağlıdır.

Auguste’nin pozitivist yaklaşımını ilk olarak ‘The Course in Positive Philosophy’ (Müspet felsefenin yönü) isimli eserinde görebiliriz. Bu yazıları 1830 ve 1843 yılları arasında yayınlanmıştır. Ardından 1844 yılında yayınlanan ‘The General View of Positivism’ (Pozitivizm’in genel görüntüsü) başlıklı yazısında da bu yaklaşım genişletilmiştir.

Bu pozitivist yaklaşım aslında teori ve deney arasındaki bir döngü olarak ele alınabilir.

teori_deney_pozitivizm

Buna göre teoriler deneylerden elde edilmekte, elde edilen teoriler ise yeni deneyleri mümkün kılmaktadır. Auguste, bu anlamda bilimin en alt ve en aşağı seviyesi olan ve deneylerle ispatlanması ve inşa edilmesi daha kolay olan astronomi, matematik, fizik, kimya gibi bilimlerin öncelikle deneysel olarak ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde inşa edilmesini ardından da sıranın sosyal olaylar gibi daha karmaşık olaylara geleceğini ve bu bilimlerin de zaman içerisinde deney/teori döngüsü ile çalışılabileceğini iddia etmiştir.

Comte bu yaklaşımını ‘bilimlerin ayakta durması’ ihtiyacına bağlamıştır. Buna göre bir bilimin ayakta durabilmesi, kesin, belirli, ve anlaşılabilir olmasına bağlıdır. Comte bu ayakta durmayı pozitivizm olarak ifade eder ve karmaşıklığın tam tersi olarak görür. Diğer bir deyişle bir bilim ne kadar karmaşıksa o kadar pozitivizmden uzaktır denilebilir. Comte ayrıca bu ayakta duran veya ayaktan durur hale indirgenebilen bilimleri 5 sınıfta kategorize etmiştir. Bunlar, astronomi, fizik, kimya, biyoloji ve sosyolojidir.

Pozitivizm, Comte’nin çıkışında, temel bilimler için gerekli görülüp bu bilimlerin ayakta durmasını sağlayacak bir ihtiyaç olarak ortaya atılmanın yanında, zaman içerisinde diğer bilimlere de faydalı bir temel oluşturacağı beklentisindeydi.

Neo-pozitivizm ( yeni pozitivizm, neo-positivism) akımı ise diğer disiplinleri, örneğin din gibi veya sezgisel veya hissi bazı çalışmaları tamamen ret etmektedir. Buna göre hiçbir zaman pozitivist yaklaşım bu bilimlere eğilmemelidir ve en doğru yol, sadece ve sadece mantık çerçevesindedir (logical). Genel olarak anglo-amerikan toplumda görülen bu yaklaşıma, mantığı merkeze aldığı için mantık-pozitivizmi (logical-postivism) ismi de verilmektedir.

Ancak özellikle, Popper ve Kuhn gibi düşünürler tarafından bu yaklaşım şiddetle eleştirilmiş ve bu eleştiriler post-pozitivizm (post-positivism) akımının doğmasına sebep olmuştur.

Günümüzde Pozitivism

Günümüzde pozitivist akımın temelinde şu cümle yatar denilebilir: 'bütün doğru bilgiler bilimseldir' (Alan Bullock and Stephen Trombley, [Eds] The Fontana Dictionary of Modern Thought, London: Harper-Collins, 1999, pp.669-737)

Ayrıca alan uygulaması olarak pozitivist bakış açısının indirgenebilirlik (reductionism) etkisinde olduğu söylenebilir. Örneğin bir topluluğun davranışını tahmin için farklı bir alandaki çıkarımlara indirgeme yapmak oldukça kabul gören uygulamalardandır. Veya bir olgu veya görüşün daha alt kavramlara indirgenmesi kabul edilir ve çoğu zaman uygulanır. İndirgenebilirlik kavramının en basit uygulaması, toplumsal olayları bireyler arasındaki özel olaylara indirgemektir. Benzer şekilde biyolojik organizmaların da fiziksel olgulara indirgendiği görülmektedir.

Pozitivism'in 50'lerden sonraki seyri için aşağıdaki özellikler sayılabilir:

1. Bilimden yola çıkarak dil ile ifade edilebilen veya matematiksel olarak modellenebilen önermeler çıkarır
2. Aksiyomlar ile ilgilneri ve mantıksal yapıları kullanarak aksiyomatik izahlar getirir. (Örneğin bütün olasılık teorisi 3 aksiyomdan ibarettir ve geri kalan herşey bu 3 aksiyomdan çıkarılabilir)
3. Aksiyomatik yaklaşımın yanında, 1. maddedeki önermelerin bir kısmının sınanabilir olması beklenir. Bu sınama, deneyler, gözlemler veya gerçekler üzerine kuruludur (a priori gibi gerçekler) ve bu sınanabilir önermelerden, doğrulama, onaylama, yanlışlama gibi yöntemlerle sonuca ulaşılabilmelidir. Bu anlamda pozitivism çoğu dini ve metafiziksel olguyu ret etmektedir.
4. Bilimin kümülatif (artan ve toplanan bir değer) olduğuna inanılır.
5. Bilimin kültürler arası bir olgu olduğuna inanılır.
6. Bilimin dayanağının kişiliklerden ve toplumsal konumlardan bağımsız olarak sınanabileceğine inanılır
7. Bilimin içerdiği teoriler ve bilimsel geleneklerin büyük ölçüde ölçekli olduğuna inanılır.
8. Bilimin bazı durumlarda, daha önceden kabul görmüş fikirlerden farklı sonuçlara ulaşabileceği kabul edilir.
9. Bilimsel tekliğe inanılır. Buna göre bilim tektir ve alt fakülteleri bu blimi yansıtırlar ama aslında gerçek dünya için tek bir bilim vardır.
10. Doğa bilimdir, bilim de doğadır. Bunun dışındaki bütün fikir ve düşünceler zaman içerisinde evrilerek bu noktaya gelecektir.

İslam’da Pozitivizm

İslami süreçte, İmam Gazali’nin El-Munkizu Min-ad Dalal isimli eserinde tam olarak ismi pozitivizim olarak adlandırılmasa da, pozitivist yaklaşımı temeli olan ve riyazat (matematik) yaklaşımlarının sosyal olaylara uygulanmasının tam bir hata olduğu özel olarak belirtilmiştir. Buna göre İslam’da pozitivist yaklaşım, doğa olayları temelli (fizik, kimya gibi) ve mantık temelli (matematik, bilgisayar bilimleri, finans gibi) konularda bir dereceye kadar (ki islam alimlerinin bu dereceyi tartıştıkları açıkça görülmektedir) pozitivist yaklaşım kabul edilmiştir ve bir araç olarak kullanılmıştır. Ancak İslam’da gerçek bilgi Allah’a dayanmakta ve bunun dışındaki bütün bilgilerin doğruluğuna şüpheli yaklaşılmaktadır. Bilginin kaynağı açısından konu ele alındığında, pozitivist yaklaşım İslam dışı olarak kabul edilmektedir, İslam’ın pozitivizme bakışı ancak bir alet olarak kabul etmekten ibarettir ki bu da aslında deneysellik (emprisyonizm) veya mantıksallık (rasyonelizm) gibi pozitivizmin alt kavramlarının kabulü anlamına gelir. Diğer  bir deyişle, pozitivizm tam olarak inkar edilmez ve belirli hedeflere ulaşmak için kullanılabilir (örneğin fizik ve kimya deneylerinden öğrenilen neticelerin tatbiki gibi) ancak pozitivizm akımını, her şeyi nesnel ve ispatlanabilir veya modellenebilir tekrarlar haline getirmesi, İslam tarafından kabul edilmemektedir. Nitekim pozitivist yaklaşım da, başta Allah olmak üzere, melekler, kutsiyet, ruh gibi çoğu kavramı ret etmektedir.

Bu konudaki önemli eleştirilerden birisi de, pozitivist akımın, insanı ve düşüncesini nesnel ve somut olgular üzerine inşa etme çabasına karşıdır. Evet insanın somut ve nesnel düşünce yapısı vardır ve bu kabul edilmesi ve üzerinde tartışılması oldukça kolay bir zemindir ancak insanın bununla sınırlı tutulması ve sadece bu düzlemde hapsolması, bunun dışındaki düşünce ve algı yeteneklerinin inkar edilmesi, çok sayıdaki düşünür tarafından eleştirilmektedir.

 

Leave a Reply


8 − yedi =